16 Mayıs 2011 Pazartesi

DEFNE YÜRÜDÜ...

Dün akşam parka gittik. Defne ilk orda babasının kolları arasından hızla koptu ve 5-6 adım attı. Akşam evde hızla çalışmalarına devam etti, hiç korkmadan bıraktığın an hızla yalpalaya yalpalaya rüzgar gibi gidiyor yavrum. Düşe kalka...

OFFF. Büyüyor ve herşeyi sadece kendi istediği zaman yapıyor...

Tarih: 16.05.2011

13 Mayıs 2011 Cuma

Gece Yarısı




Kuzum uyuyor... Saat 00.25. M. daha gelmedi, işte. Bende facebook'a Defne'nin resimlerini ekledim. Sonra canım yazmak istedi.

Kızımın doğumgününe çok az kaldı. Planlarım var. Eşdost akraba toplanacağız. Ananesi ile güzel bir masa kuracağız. Pasta arayışına girdim bile. Haftaya iznimde Eminönü'ne gidip, doğumgününe gelenlere vermek üzere küçük hediyeler bakacağım. Doğumgünü kutlaması ile ilgili bir de yazı bulmam lazım. Çok işim var. Güzel bir doğumgünü olsun istiyorum...

Defne kuzusuna gelince... Yaşına girecek neredeyse ama hala yürümüyor. Emekleme tam gaz, sıralama azıcık azıcık. Bilmem doğumgününe yürür mü? Halbuki ben kesin yürüyecek diyordum. Oysa şimdi pek ummuyorum. Deli gibi yaramazlık yapıyor. Heryeri kurcalıyor, Dıgıturk ve televizyonun düşmanı kesildi, fotoğraf makinamızın ekranını bozdu. Ananesinin evini hallaç pamuğu gibi atıyor vallahi. Bildiğin gibi değil, kuduruğun önde gideni.

İki elini gelgel yapıp, del piss diye pisi çağırmak bunda, ciiii ciii diye diye tek heceli cici yapmak bunda, 118(33), 118(18) reklamlarında zıplayarak ve tel sararak oynamak bunda, süt isteyince çenemi ısırmak bunda, ayaklarını koklayıp "püüfff kokuyoooo" deyince gülmek bunda.

Son numaraları bunlar. Daha doğrusu aklıma gelenler. Hergün yeni birşey çıkarıyor, her yeni günle birlikte değişiyor, öğreniyor, akıllanıyor, tatlanıyor. Öyleki tadından yenmiyor.

Seviyorum uleyyynnn...

Bu arada bahar gelmedi. Ortalık yeşillendi ama hava buz ve karanlık. O yüzden ben bahar resmi koyuyorum bu sefer...

17 Nisan 2011 Pazar

Defne'den İnciler


Ne çok oldu. Ama olmuyor, Defne büyüdükçe ben daha çok yoruluyorum, o daha çok zorlaşıyor. Tam bir kuduruk oldu. Durduğu yerde durmuyor, kucakta durmuyor, yatağında, park yatakda durmuyor. Yürütecine sokamıyoruz, mama koltuğuna oturtamıyoruz. Habire emeklesin, her yeri parmaklasın, devirsin, her yeri kurcalasın. Öyle bir canavar oldu.

Bugün itibarıyla onbuçuk aylık Defne'den inciler...
- Ağlarken Annnneee diye ağlıyor ama normalde anne dediği yok.
- Feci hızlı emekliyor. Her yere giriyor. Sıkışıp çıkamayınca annneeee diye ağlıyor.
- Her yere tutunarak ayağa kalkıyor.
- Sadece bizdeki L kanepenin sırtında sıralıyor. Onun dışında sadece dikiliyor. O kanepede güvende hissediyor demek ki.
- Tam bir kablo ve elektronik eşya manyağı. Şarj aletleri, cep telefonları, kumandalar favorileri. Çalışmayan eşyalarla da işi yok.,
- Reklamların hala hastası.
Sen yere yat, o sen, yoğursun. Isırsın, saçını başını çeksin. Gözlerine, burnuna, ağzına parmaklarını soksun. Çok seviyor.
- Akşam olsun durdur, tapşini, tel sarar konularını aştı. Şimdi 2 gündür "deldeldel" diyerek gel gel yapıyor.
- Uyanırken ya el çırpıyor ya tel sarıyor. Çözemedik. Sanki uyanınca çok iyi bir şey yapıyor.
- Normal diğer yemeklerine devam ediyor ama akşamları bizle masaya oturuyor ve herşeyden tırtıklıyor.
- Bizim gittiğimizide geldiğimizi de anlıyor. Akşam geldiğimizde seviniyor, sabahları giderken mızırdanıyor, o zaman anane ile kapıyo çıkıp bize baybay yapıyor.
- Ayna sevdası devam. Bazen bir saat aynayla oynayabiliyor. Evdeki bütün aynaları öğrendi, bazen hepsini sırayla geziyor.
- Ne eline geçerse kemiriyor, yiyor. Geçen gün ona internetten bez aldım, bezler kolilerde geldi. Birini önüne koydum oyalansın diye, bir baktık köşeden girişmiş bayağı yemiş.
- Taytay duruyor, karşısında ben dururken birkaç adım atıyor bazen, bazende kendini bana doğru atıyor.
- Dün ona elbise bakmaya biraz çarşı pazar gezdik. En son Üsküdar'a gittik balık almaya. (Çok seviyor bu arada balığı Defne) Dönüşte taksi bulamayıp minibüse bindik. Minibüste önümüzde oturan ilkokul çağındaki iki erkek çocuğuna laf attı çığlık atarak bizimki. Sonrada minibüsten inip ışıklarda beklediğimizde yanımızdaki liseli kızlara. Resmen cilveleniyor millete ama çığlık atarak.

Şimdilik aklıma gelenler bunlar. Bu pazar D. teyzesi evleniyor, onun düğününe kınasına gidicez. İki tane elbisemiz var. Bakalım nasıl geçicek? Cumartesi akşam kına için İzmit'e gidiyoruz, o gece orda kalıcaz, pazar günü orada nikah var 5'te. Sonra İstanbul'da da düğün. Yoğun bir haftasonu bizi bekliyoruz.

23 Mart 2011 Çarşamba

Bir Haftasonu, Geç Eklenmiş Bir Yazı...




Ne zamandır yazamadım. Ama masaüstü bilgisayar ve 9 aylık bir bebekle, çalışırken blog işi zor. Aslında hep yazmak, Defne’nin resimlerini koymak isterdim. Diğer bloglarda okuyorum blog dostluklarını mesela. Ama bu dostluklar hep sürekli yazan, sürekli iletişim halinde olan ve çok okunan bloglarda geçerli sanırım. Ayrıca bir blogu okunur kılan özelliklerden biride resim koymak. Bende resim konulan bloglara daha çok girip çıkıyorum mesela. Ama buraya Defne’nin resimlerini koymaktan nedense çekiniyorum, internette olan kötü olayları duya duya çekingen duruyorum resim koyma işine, kimliğini afişe etme işine.
M. ile de bu blogu açarken resim koymak yok, kimliği belli etmek yok diye anlaştım. O nedense daha da tedirgin oluyor. Tabii bir erkek internetin neler getirdiğini benden daha iyi biliyor. Belki zaman geçince bende kuzumun birkaç fotoğrafını koyarım ama şimdilik hazır resimlere devam gibi gözüküyor.
Defne emeklemeye çalışıyor. Deniyor en azından. Hazır adım atmaya başlamışken yere inmek geri gitmek gibi geliyor ama düz bir yerde anında emekleme konumuna geçiyor minnoş. Ama gidemiyor tabii, bir ileri bir geri sallanmaya başlıyor. Bayağı bir sallandıktan sonra da göbek üstü yere yatıyor. Dün biraz daha ilerletti sanki emekleme işini, sallanıp sallanıp biraz ileri attırıyor kendini. Hatta böyle böyle gördüğü birşeye ulaşana kadar uğraşıyor. Sonra yatıp dinleniyor biraz. Komik çocuk...
Cumartesi gezme günümüzdü. Babamız evdeydi. Önce sabahtan 1,5 yaşında kızı olan bir arkadaşımıza gittik kahvaltıya. Defne uyanık olduğu süre boyunca 1,5 yaşındaki Eylül tarafından öpüldü ve cici yapıldı. Öğleden sonra ayrıldık oradan, sahilden Bağdat Caddesine, oradan da Defne’nin dayısına uğradık. Orada da sevildi kızlar tarafından bizim hanım. Oradan da ikinci yuvamız Capıtol’e gittik. Biz yemek yedik, Defne mama koltuğunda yoğurdunu yedi. Defne büyüdükçe onunla bir yerlere gitmek daha keyifli oluyor. Oyuncakçıları, kitap mağazalarını gezdik kızımla. Herşeye şaşırıp, Aaaaa diye bağırmaya devam. Sonra M. ayrıldı biraz bizden, bizde kızımla Watsons’a girip oje filan aldık. Allahım Defne ile bir mağazaya girip onun beğendiği şeyleri almaya çok az kaldı biliyorum ama o günlerin gelmesi için de çok sabırsızlanıyorum.
Türkiye’deki mağazacılık bazen beni çok yoruyor. Bloglarda sık sık duyduğum Tiny Love Üç Boyutlu kitabı arıyorum, tarif ediyorum bez bir kitap diye. Çocuk bana bizde öyle bezden kitap yok diyor, ona güvenmeyip ben dolaşıyorum mağazada, bir yığın bez kitap buluyorum. Bilmiyorsan git danış, danışamadıysan bir bakın, mağaza yöneticisi sende eğit elemanını.

Akşam 19.30 gibi eve döndük, Defne hanımın biraz daha gönlünü eyledik, aynı zamanda Eyvah Eyvah 2’yi izledik. Bir de Defnoş ile çizgi film seyretme günlerinin gelmesini çok istiyorum ben. Off nasıl bekliycem Defne’nin büyümesini bilmem.
Pazar ananedeydik herzamanki gibi M. işe gittiği için. Böyle bir haftasonuydu işte. Keyifli ve güzel.
Bu arada biz ne yazık ki çıkarken fark ettik ama, Capıtol’de her girişte güvenlik görevlisinin arka tarafında bir platformda engelliler için tekerlekli sandalye ve bebekler içinde bebek arabaları var. Kimliğinizi vererek girişte bunlardan alıyor, çıkarken kimliğinizi teslim alıp bunları geri veriyorsunuz. Yani hali hazırda bebek arabanız olmadan gittiyseniz bunlardan bir tane almanız mümkün ve bence çok güzel bir uygulama. Bizimde arabamız ananedeydi ve biz Defne’yi kucakta gezdirmek zorunda kaldık. Girişte fark etseydik hem Defne için hem bizim için daha rahat bir gezi olabilirdi. Belki de her alışveriş merkezinde vardır böyle bir uygulama. Aklımızda bulunsun...

27 Şubat 2011 Pazar

9'a 3 kala Kontrolümüz


9. ay kontrolümüze 3 gün kala doktora gitmek zorunda kaldık. Kızamık aşısı ve mantar için. Bir aşı (az ağlamalı), bir de kan verme ( morarana kadar ağlamalı) eziyetlerinde sonra, öğrendik ki Defne sadece 200 gr almış bu ay. Ama boyu 3 cm uzamış ve 74,5 cm olmuş. Boy ilerde, kilo geride ama sorun değil diyor doktor. Ne yapalım bu böyle kabul edicez artık.

Bir de artık iyice dikkatimi çeker oldu. Ne kadar çok Defne var yahu. Her doktor kontrolümüzde olduğu gibi bir Defne ile tanıştık. Doktorumuzun kızı da Defne bu arada. Son senelerin moda isimlerinden Defne sanırım. Zaten doktorumuz başka bir bebeğe Defne'yi tanıtırken bu benim en küçük Defne'm diye tanıttı. Çokluğunu siz düşünün artık.

Mantar işi kafamı karıştırdı. Bezden diyor doktor. Losyonlu, kokulu bezlerden uzak dur, Prima yerine Huggies öneririm dedi. Herkez Prima kullanıyor çevremdeki oysa, bir de bir kere denedik Huggies'i ama çok sert, çok kalın geldi bize. Bilemiyorum.

Doktoru beklerken oyun parkında Defne'i biraz tekerlekli fillere bindirdim. Aman ne keyif keyif, ama kendi kendine duramıyor tabii. Ağzı kulaklarında, gözleri diğer çocuklarda kırım kırım kırıttı hatun. Seneye o fillerde tur atar inşallah benim kızımda.

Üst dişler 4 olmuş dedi. Altta 3 var zaten. Dişler biraz erken gidiyor sanki diye düşünüyorum ama doktor anormal birşey yok dedi.

Haftada 1 kez balık muhakkak dedi. Hemmen ordan çıkınca hanıma İkea'dan mama sandalyesi alıp, Üsküdar balık pazarına indik. Biz zaten kışın haftada en az birkez balık tüketen bir aileyiz.Levrek aldık iri iri birer tane (anneme, abime, bana ve M.'ye). İri balıklar kılçık açısından daha az riskli olduğundan onları tercih ediyoruz. Defne'de seviyor allahtan.

Şimdi Defne uyandı. Gönlünü yapmak için biraz yürüttüm, babasıda kameraya aldı onu ama benim şimdi kızıma gitmem lazım.

Şimdilik bu kadar...

21 Şubat 2011 Pazartesi


Yine gece, yine kuzum uyuyor. M. tv seyrediyor. Aslında yatmam lazım yarın yine iş var ve ben şu an yorgunluktan ölüyorum ama hiç yatasım yok. Bu her sabah kalk, hazırlan, Defne'yi hazırla, anneye bırak, işe git, anneye git, yemek ye, Defne'yi hazırla, eve dön, Defne'yi uyut, M ile biraz otur, çamaşır yıka, ütü yap, evi topla, duş al, yat rutini bazen ruhumu daraltıyor mu, evet!

Eski kadınlar daha betermiş ama hiç sıkılmıyorlarmış, sıkılma gibi bir hakları da yokmuş zaten ama sıkılmak akıllarına bile gelmiyormuş sanırım. Evlilik böyle birşeydir deyip böyle yaşıyorlarmış diye düşünüyorum. Eee biz neden bu denli bunalımlara giriyoruz? Kimse beni zorlamadı evlen diye, çocuk sahibi ol, çalış diye. Kendi seçimlerimden kendim bunalıyorum.

Allahtan hamileyken bu blog dünyasını keşfettim ben. Hiçbir şeyin bana özel olmadığını, herkesin aynı duygularla boğuştuğunu bilmek bile rahatlatıyor beni.

Bebeğim yüzünden hiç pişman oldum mu ben? Hayır. Onsuz zamanları özlüyor muyum? Bazen. Ama onun hayatımda olduğu dönem, benim en mutlu dönemim. Ancak bu rutin yoruyor, boğuyor illa.

Şimdi içim bir fena oluyor. Bugün Defne uzun uzun 2 uyku uyumuş, annem gece sizi uyutmayabilir dedi. Dolayısıyla ne kadar erken yatarsam sabaha o kadar dinç kalkıcam ama nette bir dolaşmak, buraya bir şeyler yazmak, nurturia'da beni sebepsiz arkadaşlığından çıkaran bayana azıcık söylenesim var. Uyumak istemiyorum...

Bu kızımla ilgili bir post olmadı. Bu da benim olsun, ne yapalım...

13 Şubat 2011 Pazar

Kuzum Uyurken...



Saat 23.14. Defnem bu gece biraz rötarlı uyudu, aslında dün akşamda rötarlıydı uykumuz. Bugün, sabah 9'da uyandı ve öğlenden sonra 14.30'a kadar uyutamadım hanımı. Bugün babaannesi gelecekti, onun için mi uyumadı bilmem. Tabii 11'de uyunması gereken uyku 14.30'da, 15.30'da uyunması gereken uyku da 18.30'da uyununca, akşam uykumuzda 10.30'u geçti. Neyse yarın düzene girer umarım.

Bu hafta, ananemiz dinlensin diye babaannemiz geldi Defne'nin yanına. Herşeyden çok, sabahın köründe uykusundan uyanıp sokağa çıkmayacağı için çok seviniyorum kızım için. Haa, korkularım yok mu, var. Babaannemiz anane gibi tanımıyor Defne'nin yemesini, içmesini, düzenini. Ama eminim annem yalnız bırakmaz onu, sık sık gelir yoklar.

Kızım, her geçen gün tatlılaşıyor. Onu böyle sıkmak, bağrıma yerleştirmek istiyorum. Bir insan her geçen gün annesini ve babasını kendine bu kadar hayran eder mi? Bizimki ediyor.

Dün balık yemeye başladık. Dün sabahtan biz B. teyzesi ile İkea'ya gittik. Defne'de gelecekti ama hava çok soğuktu o yüzden onu götürmekten vazgeçtik. Defne'nin resimleri için bir üçlü çerçeve bir de tekli beyaz bir çerçeve aldım. Birkaç mutfak ıvır zıvırı, Defne hanımın pisletmek için didindiği yeni koltuğumuza örtülük kumaş birde Defneme çok güzel ahşa bir ev oyuncağı aldım.

Sonra eve döndüm. Defne ve ananesi alarak Dişçi M. Ablaya gittik oturmaya. Defne orada kendinden yaşça büyük (biri 4 biri 3) iki kızla çok güzel oynadı uzun bir süre. Sonra babamız işten geldi, biz Defne'yi de alıp dayının işyerine gittik. Orada biraz durduk, Defne şirinliği ile mağazadaki kızların gönüllerini fethetti. Sonra dayıyıda alarak Kadıköy'deki balık pazarına gittik. Sarıkanat ve salakatalık malzeme aldık. Ordanda kahvaltılık için Yalı Çiftliği'ne gittik. Biz peynir tadarken Defne kucağımdaydı. Birden bizimki ağzını şapırdatmaya ve mammma mammma demeye başladı. Orda yemediysem ben onu, hiçbir yerde yemem sanırım. Neyse abiden büyük bir parça peynir kopardık bu sevimlilikle ve hemen mideye indirdik.

Ordan arabaya döndük, Defne hanım koltuğuna kuruldu ve daha araba yola çıkmadan kızım uyuya kaldı.

Tüm bu aşırı yoğun geçen günde ne huysuzluk yaptı, ne ağladı benim kızım. Hep güldü, eğlendi ve güldürdü bizi. Bize eve geldik, masamızı kurduk, balığımızı yedik, sohbet esnasında uyandı, balığını yedi (ilk deneme fena değildi ama çok yemedi) biraz daha oynadı ve uyudu.

Bugünde dayısı ona Eminönü'nden Sevgililer Günü hediyesi dans eden kocaman bir köpek getirdi. Bizimki bayıldı ona da.

Kızım, canımın içi. İyi ki varsın. Seni çok çok çok seviyoruz biz.